Kral Midas: Dokunduğu Her Şeyi Altına Çeviren Kralın Trajik Hikâyesi
Kral Midas: Dokunduğu Her Şeyi Altına Çeviren Kralın Trajik Hikâyesi
Tarihin ve mitolojinin en unutulmaz hükümdarlarından biri olan Kral Midas, bugün hâlâ “dokunduğu her şeyi altına çevirmek” sözüyle hatırlanıyor.
Ancak Midas’ın hikâyesi yalnızca zenginlikle ilgili değildir.
Onun öyküsü; hırs, güç, pişmanlık ve insanın sahip olduklarının değerini geç fark etmesi üzerine kurulmuş çarpıcı bir anlatıdır.
Üstelik Midas yalnızca mitolojik bir karakter de değildir.
Antik Anadolu'nun güçlü krallıklarından Frigya'nın Midas adlı gerçek kralları bulunuyordu.
Zaman içerisinde tarihsel Midas ile Yunan mitolojisindeki efsaneler birbirine karıştı.
Anadolu'nun Güçlü Krallığı: Frigya
Midas denildiğinde hikâyenin bizi götürdüğü yer Anadolu'nun tam ortasıdır.
Friglerin en önemli siyasi merkezlerinden biri, bugünkü Ankara'nın Polatlı ilçesi yakınlarında bulunan Gordion'du.
Frigya özellikle MÖ 8. yüzyılda Anadolu'nun önemli güçlerinden biri hâline geldi.
Antik kaynaklarda Midas adıyla anılan Frig hükümdarları bulunurken, Asur kayıtlarında da “Muşkili Mita” adı verilen güçlü bir hükümdardan söz edilir. Bu kişinin tarihsel Kral Midas ile bağlantısı tarihçiler tarafından uzun süredir tartışılmaktadır.
Fakat Midas'ı binlerce yıl boyunca insanların hafızasında tutan şey siyasi başarılarından çok, hakkında anlatılan efsaneler oldu.
Her Şey Bir Dilekle Başladı
Efsaneye göre şarap, eğlence ve coşkunun tanrısı Dionysos'un yakınındaki Silenos bir gün yolunu kaybederek Midas'ın ülkesine gelir.
Midas, Silenos'a son derece iyi davranır. Onu günlerce sarayında ağırlar ve daha sonra Dionysos'a teslim eder.
Dionysos, Midas'ın bu davranışından memnun kalır ve ona bir ödül vermek ister:
“Benden ne dilersen dile.”
Bir kralın isteyebileceği pek çok şey vardı.
Daha büyük bir ülke…
Daha güçlü bir ordu…
Uzun bir ömür…
Fakat Midas başka bir şey istedi:
“Dokunduğum her şey altına dönüşsün.”
Dionysos bu dileğin düşündüğü kadar güzel olmayacağı konusunda onu uyarsa da Midas kararından vazgeçmez.
Ve dileği kabul edilir.
Altın Dokunuş
Midas önce büyük bir heyecan yaşadı.
Elini bir ağaca uzattı.
Dal altına dönüştü.
Yerden bir taş aldı.
Taş altın oldu.
Sarayındaki eşyalara dokundu.
Masa, sandalye ve süslemeler birer birer altına dönüşmeye başladı.
Midas'ın gözlerinin önünde inanılmaz bir servet oluşuyordu.
Artık dünyanın en zengin insanı olabileceğini düşünüyordu.
Fakat çok geçmeden dileğinin korkunç tarafını fark etti.
Acıktığında önündeki ekmeğe dokundu.
Ekmek altına dönüştü.
Bir meyve almak istedi.
Meyve altın oldu.
Susadığında kupasını kaldırdı.
İçeceği bile dudaklarına ulaşamadan altına dönüşüyordu.
Midas dünyanın bütün altınlarına sahipti.
Ama artık yemek yiyemiyor ve su içemiyordu.
İnsanlık tarihinin en büyük servetlerinden biri, sahibini hayatta tutacak bir lokma ekmekten daha değersiz hâle gelmişti.
Midas'ın Pişmanlığı
Başlangıçta büyük bir lütuf gibi görünen güç artık bir lanete dönüşmüştü.
Midas sonunda Dionysos'a yalvardı:
“Beni bu güçten kurtar.”
Dionysos ona, Paktolos Nehri'nde yıkanmasını söyledi.
Midas nehre girdi ve ellerini suya soktu.
Efsaneye göre altına dönüştürme gücü bedeninden çıkarak nehrin kumlarına geçti. Antik çağda altın bakımından ünlü olan Paktolos'un — bugünkü Sart Çayı'nın — altınlı kumları böyle açıklanıyordu.
Midas sonunda eski hâline dönmüştü.
Artık dokunduğu şeyler altına dönüşmüyordu.
Fakat Midas'ın efsaneleri burada bitmedi.
Midas'ın Eşek Kulakları
Kral Midas hakkında anlatılan ikinci ünlü hikâye ise bugün bile kullanılan bir deyimin kaynağıdır:
“Midas'ın kulakları eşek kulakları!”
Efsaneye göre tanrı Apollon ile doğa tanrısı Pan arasında bir müzik yarışması düzenlenir.
Midas da yarışmayı dinleyenler arasındadır.
Çoğunluk Apollon'un müziğini üstün bulurken Midas, Pan'ın daha iyi olduğunu savunur.
Apollon bu karara öfkelenir.
Midas'ın müzikten anlamayan kulaklarının insan kulağı olmaya layık olmadığını düşünerek onları eşek kulaklarına dönüştürür.
Midas büyük bir utanç yaşar.
Kulaklarını büyük bir başlığın altında saklamaya başlar.
Fakat gerçeği bilen bir kişi vardır:
Berberi.
Berber kralın sırrını kimseye söylemeyeceğine söz verir. Ancak böylesine büyük bir sırrı içinde tutmak giderek zorlaşır.
Sonunda dayanamaz.
Issız bir yere gider, toprağa bir çukur açar ve içine fısıldar:
“Kral Midas'ın kulakları eşek kulakları…”
Sonra çukuru kapatır.
Fakat efsaneye göre orada sazlıklar yetişir.
Rüzgâr sazlıkların arasından her geçtiğinde aynı söz duyulur:
“Midas'ın kulakları eşek kulakları…”
Böylece kralın saklamaya çalıştığı sır bütün ülkeye yayılır.
Peki Gerçek Kral Midas Kimdi?
Efsaneleri bir kenara bıraktığımızda karşımıza oldukça ilginç bir tarihsel kişilik çıkar.
Midas adı özellikle MÖ 8. yüzyıl Frigya tarihiyle ilişkilidir. Frigya'nın merkezi Gordion, döneminin önemli siyasi ve ticari merkezlerinden biriydi.
Gordion'daki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan büyük tümülüsler Frig seçkinlerinin ne kadar gelişmiş bir kültüre sahip olduğunu gösterir.
Bunların en ünlüsü Tümülüs MM olarak adlandırılan dev mezardır.
Uzun yıllar bunun doğrudan Kral Midas'ın mezarı olduğu düşünülmüş olsa da modern tarihlendirmeler mezarın Midas'ın döneminden daha eski olabileceğini göstermiştir. Bu nedenle mezarın Midas'ın kendisinden ziyade babası veya önceki kuşaktan önemli bir Frig hükümdarına ait olabileceği düşünülmektedir.
Yine de bugün Gordion'da yükselen dev tümülüs, Midas ve Frig uygarlığının Anadolu'da bıraktığı en etkileyici izlerden biridir.
Midas Efsanesi Bize Ne Anlatıyor?
Midas'ın hikâyesinin yaklaşık üç bin yıldır unutulmamasının nedeni aslında oldukça basit.
Çünkü hikâyenin merkezindeki sorun bugün de değişmedi:
İnsan ne kadarına sahip olduğunda gerçekten zengin sayılır?
Midas dünyanın bütün altınlarına sahip olabilecek bir güç elde etmişti.
Fakat bir noktada bir bardak su, sahip olduğu bütün altınlardan daha değerli hâle geldi.
Bu nedenle “Midas dokunuşu” bugün başarıyı ve para kazandırma yeteneğini ifade etse de efsanenin asıl mesajı bunun neredeyse tam tersidir:
Servet bir araç olmaktan çıkıp hayatın amacı hâline geldiğinde, insan sahip olduklarının esiri olabilir.
Belki de Midas'ın gerçek hazinesi altına çevirdiği şeyler değildi.
Asıl hazinesi, onları kaybetme noktasına geldiğinde değerini anladığı sıradan hayatıydı.
Yorumlar
Yorum Gönder