Tutunamayanlar – Oğuz Atay
Tutunamayanlar: Dünyaya Uyum Sağlayamayanların Romanı
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı, yalnızca bir arkadaşın ölümünün ardından yapılan araştırmanın hikâyesi değildir.
Aslında insanın kendisini, toplumdaki yerini ve hayatın ona dayattığı rolleri sorgulamasının romanıdır.
1970’lerin başında yayımlanan eser, bugün bile şaşırtıcı derecede güncel hissettirir. Çünkü Oğuz Atay’ın anlattığı “tutunamayan insan” belirli bir döneme değil, modern insanın yalnızlığına aittir.
Hikâye: Turgut Özben'in Selim'i Arayışı
Romanın merkezinde Turgut Özben vardır.
Turgut, arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenir.
Bu ölüm onu derinden sarsar. Fakat Turgut'un asıl takıldığı soru Selim'in neden öldüğünden daha büyüktür:
Selim aslında kimdi?
Bu sorunun peşinden gitmeye başlayan Turgut, Selim'in hayatına dokunmuş insanlarla görüşür; onun yazılarını, düşüncelerini ve geçmişini araştırır.
Fakat garip bir şey olur.
Turgut, Selim'i araştırdıkça kendi hayatını sorgulamaya başlar.
Evi, işi, evliliği, arkadaşları, toplum içerisindeki konumu… Daha önce doğal kabul ettiği şeyler artık ona yabancı görünmeye başlar.
Böylece romanın yönü değişir.
Başlangıçta Turgut, Selim'i aramaktadır.
Roman ilerledikçe aslında Turgut'un kendisini aradığını fark ederiz.
Peki Kimdir Bu “Tutunamayanlar”?
Tutunamayanlar başarısız insanlar değildir.
Belki de tam tersine, toplumun başarı olarak sunduğu şeylere inanmakta zorlanan insanlardır.
İyi bir iş bul.
Evlen.
Ev al.
Çocuk sahibi ol.
Kariyer yap.
Çevrene uyum sağla.
Normal ol.
Hayatın görünmez bir kullanım kılavuzu vardır ve çoğu insan bu kuralları fazla sorgulamadan kabul eder.
Selim ise bunu yapamaz.
Toplumun kendisine biçtiği rolleri oynarken sürekli bir yabancılık hisseder. İnsanların ciddi biçimde peşinden koştuğu şeylerin anlamsızlığını görür; fakat onların yerine koyabileceği kesin bir anlam da bulamaz.
İşte trajedi burada başlar.
Eski anlamlara inanamazsın ama yeni bir anlam da yaratamazsın.
Arada kalırsın.
Ve tutunamazsın.
Selim Işık: Fazla Düşünmenin Ağırlığı
Selim son derece hassas, zeki ve sorgulayıcı bir karakterdir.
Fakat onun zekâsı hayatını kolaylaştırmaz.
Aksine zorlaştırır.
Çünkü Selim insanların davranışlarındaki yapaylığı, toplumsal ilişkilerdeki çıkarları, klişeleri ve hayatın absürtlüğünü sürekli fark eder.
Başkalarının kolaylıkla kabul ettiği şeyleri kabul edemez.
Bu yüzden Selim'in problemi yalnızlık değildir.
Selim'in asıl problemi yabancılaşmadır.
İnsanların arasındadır ama onlardan biri gibi hissedemez.
Dünyadadır ama dünyaya ait değildir.
Bu yönüyle Selim, modern insanın güçlü bir sembolüne dönüşür.
Turgut Özben: Tutunandan Tutunamayana
Bence romanın en etkileyici taraflarından biri Turgut'un dönüşümüdür.
Başlangıçta Turgut toplumun gözünde başarılı sayılabilecek bir adamdır.
Evlidir, işi vardır, düzenli bir hayat sürmektedir.
Yani görünüşte tutunmuştur.
Fakat Selim'in ölümünün ardından yaptığı araştırmalar, Turgut'un hayatındaki çatlakları görünür hâle getirir.
Kendisinin gerçekten istediği hayatı mı yaşadığını sorgulamaya başlar.
Yoksa yalnızca kendisinden beklenen hayatı mı yaşamaktadır?
Selim'in düşüncelerine yaklaştıkça eski Turgut yavaş yavaş çözülür.
Bu nedenle Tutunamayanlar, Selim'in hikâyesi kadar Turgut'un dönüşümünün hikâyesidir.
Olric: İnsanın Kendi İçindeki İkinci Ses
Romanın unutulmaz unsurlarından biri de Olrictir.
Olric, Turgut'un zihninde ortaya çıkan hayalî bir karakter, bir çeşit iç sestir.
Turgut ona düşüncelerini anlatır.
Olric ise çoğu zaman:
“Efendimiz…”
diye karşılık verir.
Olric'i yalnızca hayalî bir arkadaş olarak görmek eksik kalır.
O, Turgut'un toplum karşısında bastırdığı tarafının sesidir.
İnsan bazen çevresindeki hiç kimseyle konuşamadığında kendi zihninde bir muhatap yaratır.
Bu açıdan Olric, yalnızlığın edebî bir karaktere dönüşmüş hâlidir.
Roman Neden Bu Kadar Farklı?
Tutunamayanlar klasik anlamda kolay okunan bir roman değildir.
Oğuz Atay sürekli biçim değiştirir.
Romanın içerisinde mektuplar, şiirler, şarkılar, biyografiler, ansiklopedi parodileri, iç monologlar, bilinç akışı ve uzun düşünsel bölümler bulunur.
Bazen bir roman okursunuz.
Bazen bir tiyatro metni.
Bazen bir insanın zihninin içine düşmüş gibi hissedersiniz.
Bu karmaşıklık tesadüf değildir.
Çünkü insan zihni de düzenli değildir.
Bir düşünceden diğerine atlarız. Geçmişe gideriz. Kendimizle konuşuruz. Bir anda saçma bir şeyi hatırlarız.
Oğuz Atay, zihnin bu dağınıklığını romanın biçimine taşır.
En Büyük Tema: Yabancılaşma
Romanın kalbinde bana göre tek bir soru vardır:
İnsan kendisine ait olmayan bir dünyada nasıl yaşar?
Toplum senden belirli davranışlar bekler.
Ailen başka şeyler ister.
İş hayatı başka bir kimlik talep eder.
Arkadaşların seni başka türlü tanır.
Bir süre sonra bütün bu kimliklerin altında gerçek “sen”in nerede olduğunu bulmak zorlaşabilir.
Tutunamayanlar tam olarak bu çatışmayı anlatır.
Belki de insanın en büyük yalnızlığı yanında kimsenin olmaması değildir.
Kendisinin yanında kendisi olamamasıdır.
Oğuz Atay'ın Mizahı: Acının İçinden Gülmek
Roman oldukça karanlık konulara dokunmasına rağmen şaşırtıcı derecede komiktir.
Oğuz Atay bürokrasiyi, küçük burjuva hayatını, aydınları, toplumsal klişeleri ve hatta kendi karakterlerini acımasız bir mizahla eleştirir.
Fakat bu mizahın altında sürekli bir hüzün vardır.
Gülersiniz ama birkaç saniye sonra aslında gülmekte olduğunuz şeyin insanın trajedisi olduğunu fark edersiniz.
Belki de Oğuz Atay'ın en güçlü taraflarından biri budur:
İnsanın trajedisini komediye, komedisini de trajediye dönüştürebilmesi.
Bugün Neden Hâlâ Tutunamayanlar'ı Okuyoruz?
Çünkü Selim'in yaşadığı yabancılaşma ortadan kalkmadı.
Sadece biçim değiştirdi.
Bugün sosyal medya bize nasıl görünmemiz gerektiğini söylüyor.
Kariyer dünyası ne kadar başarılı olmamız gerektiğini söylüyor.
Tüketim kültürü ne satın almamız gerektiğini söylüyor.
Çevremiz ne zaman evlenmemiz, ne kadar kazanmamız ve nasıl yaşamamız gerektiği konusunda görünmez standartlar oluşturuyor.
Modern insan bütün bunların arasında bazen şu soruyla baş başa kalıyor:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Belki de Tutunamayanların hâlâ güçlü olmasının nedeni budur.
Roman bize hazır bir cevap vermiyor.
Sadece soruyu daha yüksek sesle sorduruyor.
Tutunamamak Gerçekten Kötü Bir Şey mi?
Romanı bitirdikten sonra insanın aklında ilginç bir ihtimal kalıyor.
Belki de bazı insanlar hayata tutunamadıkları için değil, kendilerine sunulan hayatı kabul edemedikleri için tutunamıyordur.
Çünkü uyum sağlamak her zaman doğru yerde olduğumuz anlamına gelmez.
Bazen herkesin yürüdüğü yolda yürümemek başarısızlık değildir.
Bazen sorgulamaktır.
Bazen yalnızlıktır.
Bazen özgürlüktür.
Ama bunun ağır bir bedeli de olabilir.
Selim bu bedeli taşıyamaz.
Turgut ise Selim'in bıraktığı soruların peşinden giderek kendi kimliğinin sınırlarını parçalamaya başlar.
Belki de romanın bize bıraktığı en büyük soru tam olarak budur:
Hayata tutunmak mı daha önemlidir, yoksa kendin olarak kalmak mı?
Oğuz Atay cevabı söylemez.
Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, insanın içinde yaşamaya devam etmek için vardır.
Ve belki de bu yüzden yıllar sonra hâlâ kitabı kapattığımızda Oğuz Atay'ın o meşhur çağrısı zihnimizde yankılanır:
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
Kısa Özet
Tutunamayanlar, arkadaşı Selim Işık'ın ölümünün ardından onun geçmişini araştırmaya başlayan Turgut Özben'in hikâyesidir.
Turgut araştırdıkça Selim'in yalnızlığını ve topluma yabancılaşmasını keşfeder; fakat bu yolculuk giderek kendi hayatını sorgulamasına dönüşür.
Roman; yalnızlık, kimlik, yabancılaşma, toplum baskısı, modern insanın anlam arayışı ve bireyin kendisi olabilme mücadelesini anlatır.
Yorumlar
Yorum Gönder