Olasılıksız – Adam Fawer: Tesadüf Diye Bir Şey Var mı?

Olasılıksız – Adam Fawer: Tesadüf Diye Bir Şey Var mı?

Hayatımız boyunca sayısız karar veriyoruz. 

Sabah hangi saatte kalkacağımızdan kiminle evleneceğimize, hangi yoldan işe gideceğimizden hangi mesleği seçeceğimize kadar…

Peki verdiğimiz bütün bu kararların sonucu aslında önceden hesaplanabiliyor olsaydı?

Bir insan yeterince fazla bilgiye sahip olduğunda gelecekte ne olacağını tahmin edebilir miydi?

Adam Fawer’ın Olasılıksız (Improbable) romanı tam olarak bu soruların peşinden gidiyor. Matematik, olasılık teorisi, nörobilim, determinizm ve özgür irade gibi konuları sürükleyici bir gerilim hikâyesinin içine yerleştiren kitap, bilimkurgu ile felsefeyi oldukça ilginç bir noktada buluşturuyor.

David Caine ve Olasılıkların Dünyası

Romanın merkezinde David Caine bulunuyor.

Caine, olasılık teorisi konusunda oldukça yetenekli bir akademisyen olmasına rağmen hayatı pek de kontrol altında değildir. Özellikle kumar tutkusu ve yaşadığı sağlık sorunları onu giderek daha tehlikeli bir noktaya sürükler.

Ancak zamanla Caine’in zihninde sıra dışı bir değişim meydana gelmeye başlar.

Çevresindeki olayların yalnızca gerçekleşmiş hâllerini değil, gerçekleşme ihtimallerini de algılamaya başlar.

Başlangıçta bunun yalnızca güçlü bir sezgi olduğu düşünülebilir. Fakat olaylar ilerledikçe mesele çok daha büyük bir soruya dönüşür:

Eğer bütün değişkenleri biliyorsanız geleceği hesaplayabilir misiniz?

Olasılık ve Gelecek

Bir zar attığımızı düşünelim.

Zarın altı farklı yüzü vardır ve normal şartlarda herhangi bir sayının gelme ihtimali 1/6’dır.

Fakat gerçek hayat bir zar kadar basit değildir.

Bir olayın gerçekleşmesini etkileyen milyonlarca değişken vardır. İnsanların kararları, çevresel koşullar, geçmişte yaşanan olaylar ve birbirini etkileyen sayısız neden…

Olasılıksız’ın en etkileyici taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.

Roman bize şu düşünceyi sorgulatıyor:

Evren gerçekten rastgele mi işliyor, yoksa bize rastgele görünen olayların nedenlerini sadece bilmiyor muyuz?

Bir madeni paranın nasıl havaya atıldığını, başlangıç hızını, dönüş hızını, hava direncini ve yere düşeceği yüzeyin bütün özelliklerini kusursuz biçimde bilseydik sonuç gerçekten hâlâ “şans” olur muydu?

Yoksa hesaplanabilir bir fizik problemi mi olurdu?

Laplace’ın Şeytanı

Kitabın altında yatan en önemli düşüncelerden biri Fransız matematikçi ve fizikçi Pierre-Simon Laplace ile ilişkilendirilen determinizm düşüncesidir.

Laplace’ın ünlü düşünce deneyini basitleştirirsek şöyle söyleyebiliriz:

Evrendeki bütün parçacıkların konumlarını ve hareketlerini bilen, aynı zamanda doğa yasalarını kusursuz biçimde anlayan üstün bir zekâ olduğunu düşünelim.

Bu zekâ için geçmiş de gelecek de hesaplanabilir olacaktır.

Bu hayali varlık daha sonra “Laplace’ın Şeytanı” olarak adlandırılmıştır.

Olasılıksız'ın temel sorularından biri de buna oldukça yakındır:

Yeterince fazla bilgiye sahip olan bir insan geleceği görebilir mi?

Geleceği Bilmek Bir Süper Güç mü?

İlk bakışta geleceği bilmek inanılmaz bir avantaj gibi görünüyor.

Hangi yatırımın yükseleceğini bilirsiniz.

Bir kazanın ne zaman gerçekleşeceğini tahmin edebilirsiniz.

Karşınızdaki insanın nasıl davranacağını öngörebilirsiniz.

Kumarda hangi sonucun geleceğini bilebilirsiniz.

Fakat Adam Fawer burada çok daha rahatsız edici bir soruya ulaşıyor:

Geleceği gerçekten biliyorsanız onu değiştirebilir misiniz?

Örneğin yarın saat 10.00’da belirli bir yerde olacağınızı kesin olarak biliyorsanız, oraya gitmemeyi seçebilirsiniz.

Ama gitmemeyi seçtiğiniz anda gördüğünüz gelecek yanlış olur.

Eğer gördüğünüz gelecek kesinlikle doğruysa, o hâlde gitmemeyi hiçbir zaman gerçekten seçemeyeceksiniz.

İşte romanın özgür irade tartışması burada başlıyor.

Özgür İrade mi, Determinizm mi?

Kitabı okurken insan ister istemez kendi hayatını düşünmeye başlıyor.

Bugün verdiğimiz bir karar gerçekten bize mi ait?

Yoksa o karar;

çocukluğumuzun,

karakterimizin,

genetik özelliklerimizin,

geçmiş deneyimlerimizin,

çevremizin

ve o anda beynimizde gerçekleşen fiziksel süreçlerin kaçınılmaz bir sonucu mu?

Eğer her olay kendisinden önce gerçekleşen başka bir olayın sonucuysa, teorik olarak bütün hayat devasa bir neden-sonuç zinciri olabilir.

Bu durumda insanın özgür iradesinin nerede başladığı sorusu ortaya çıkıyor.

Olasılıksız bu soruya basit bir cevap vermekten çok, okuyucuyu sorunun içinde bırakmayı tercih ediyor.

Kitabın En Güçlü Tarafı

Bence Olasılıksız'ı sıradan bir gerilim romanından ayıran şey hikâyesinden çok hikâyenin arkasındaki fikirler.

Roman boyunca matematik, olasılık, insan beyni, kuantum fiziği ve determinizm gibi kavramlarla karşılaşıyoruz.

Ancak kitap bunları akademik bir ders kitabı şeklinde anlatmıyor.

Bilimsel ve felsefi fikirleri olay örgüsünün içine yerleştiriyor.

Bu nedenle bir noktadan sonra yalnızca David Caine'in başına ne geleceğini merak etmiyorsunuz.

Kendi hayatınız hakkında da düşünmeye başlıyorsunuz.

Tesadüf Gerçekten Var mı?

Belki de kitabın ardından insanın aklında kalan en güzel soru bu.

Hayatımızda bazen inanılmaz tesadüflerle karşılaşıyoruz.

Yıllardır görmediğimiz birini düşündüğümüz anda telefonumuz çalabiliyor.

Bir saniye erken çıktığımız için bir kazadan kurtulabiliyoruz.

Tamamen rastgele verdiğimizi düşündüğümüz bir karar hayatımızın yönünü değiştirebiliyor.

Biz bunlara tesadüf diyoruz.

Ama belki de tesadüf dediğimiz şey, nedenlerini göremediğimiz olaylara verdiğimiz isimdir.

Tabii bunun tersi de mümkün:

Evrenin içinde gerçekten temel bir belirsizlik bulunuyor olabilir.

Belki de geleceğin tamamı hiçbir zaman kesin olarak hesaplanamaz.

İşte Olasılıksız'ın güzelliği burada.

Kitap size kesin bir cevap vermekten çok, cevaplaması zor bir soru bırakıyor.

Sonuç

Olasılıksız, yalnızca “sonra ne olacak?” diye okunan bir roman değil.

Aynı zamanda insana şu soruları sorduran bir kitap:

Gelecek önceden belirlenmiş olabilir mi?

Tesadüf gerçekten var mı?

Bir insan geleceği bilse onu değiştirebilir mi?

Her kararımızın nedenleri varsa gerçekten özgür müyüz?

Adam Fawer bu soruları matematik, bilimkurgu, gerilim ve felsefeyi bir araya getirerek anlatıyor.

Kitabı bitirdikten sonra hikâyenin bazı ayrıntıları zamanla unutulabilir. Fakat kitabın ortaya attığı temel düşünce uzun süre akılda kalıyor:

Belki de “imkânsız” dediğimiz şey, yalnızca gerçekleşme olasılığını henüz hesaplayamadığımız bir ihtimaldir.

Olasılıksız ile İbnü’l-Arabî nerede kesişiyor?

Olasılıksızın merkezindeki düşünce kabaca şudur: 

Bir insan bütün değişkenleri bilebilse geleceği de bilebilir mi? David Caine olasılıkları giderek daha ileri düzeyde algıladıkça gelecek, tesadüf ve özgür irade arasındaki sınır bulanıklaşır.

İbnü’l-Arabî’de ise mesele matematiksel olasılıktan ziyade ilâhî ilim, kader ve mümkün varlıklar üzerinden ele alınır. 

Onun metafiziğinde “mümkün” (mümkin) kavramı özellikle önemlidir. Bir şey kendi başına ne zorunlu olarak vardır ne de zorunlu olarak yoktur; varlığa gelmesi ilâhî irade ve tecelli bağlamında düşünülür.

İki yaklaşımı şöyle yan yana koyabiliriz:

Olasılıksızİbnü’l-Arabî düşüncesi
OlasılıklarMümkünler (mumkinât)
Geleceğin hesaplanmasıİlâhî ilim
Tesadüf problemiİlâhî takdir / kader
David’in geleceği algılamasıİnsan bilgisinin sınırlılığı
DeterminizmKader–irade ilişkisi
“Gelecek değiştirilebilir mi?”İlâhî bilgi ile insan fiili arasındaki ilişki
Çok sayıda ihtimalMümkün varlıkların farklı imkânları

Fakat “Olasılıksız aslında İbnü’l-Arabî’nin öğretisini anlatıyor” demek doğru olmaz. Adam Fawer modern olasılık teorisi, determinizm ve bilimkurgu üzerinden ilerlerken İbnü’l-Arabî metafizik ve tasavvufî bir ontoloji kurar.

En ilginç bağlantı: “mümkün”

Bence karşılaştırmanın en verimli noktası burası.

İbnü’l-Arabî geleneğinde varlık açısından vâcip – mümkün – muhâl ayrımı önemlidir. “Mümkün”, hem varlığı hem yokluğu düşünülebilen şeydir. Dolayısıyla bizim “olasılık” dediğimiz matematiksel kavramla aynı şey değildir, fakat aralarında düşünsel bir köprü kurulabilir.

Olasılıksız ise adeta şu soruyu soruyor:

Çok büyük sayıdaki mümkün gelecek arasından hangisinin gerçekleşeceğini bilebilir miyiz?

İbnü’l-Arabî açısından meseleyi yorumladığımızda soru başka bir biçime dönüşür: İnsanın henüz bilmediği bir gelecek, Allah’ın ilminde de belirsiz midir?

İbnü’l-Arabî’nin metafiziği açısından cevap hayır yönündedir: insan açısından bilinmeyen olan, ilâhî ilim açısından bilinmeyen değildir.

Burada Olasılıksız ile çok güzel bir ayrım ortaya çıkıyor:

David Caine → olasılıkları hesaplayarak bilinmeyeni azaltmaya çalışıyor.
İbnü’l-Arabî → bilinmeyenin esas olarak insanın sınırlı bilgi perspektifine ait olduğunu düşünüyor.

“Tesadüf” meselesi

Romanın okuyucuya bıraktığı temel sorulardan biri:

“Tesadüf gerçekten var mı, yoksa nedenlerini bilmediğimiz olaylara mı tesadüf diyoruz?”

Bu soru İbnü’l-Arabî perspektifinden okunduğunda daha metafizik bir hâl alır. Olaylar birbirinden kopuk, anlamsız oluşlar olarak değil, daha geniş bir ilâhî düzen içerisinde değerlendirilir.

Burada Laplace ile İbnü’l-Arabî arasında da ilginç fakat sınırlı bir benzetme yapılabilir:

Laplace: Bütün fiziksel durumları bilen varsayımsal bir zekâ geleceği hesaplayabilir.

İbnü’l-Arabî: İlâhî ilim, geçmiş–şimdi–gelecek şeklindeki insanî bilgi sınırlılığına tabi değildir.

Fakat bunları eşitlememek gerekir. “Laplace’ın Şeytanı = İbnü’l-Arabî’nin Allah anlayışı” gibi bir sonuç hem felsefi hem teolojik açıdan hatalı olur. Birincisi mekanik determinizme ilişkin bir düşünce deneyidir; ikincisi çok daha kapsamlı bir metafizik anlayıştır.

Bir de zaman açısından düşün

Burada bağlantı daha da ilginçleşiyor.

Biz zamanı:

Geçmiş → Şimdi → Gelecek

şeklinde deneyimliyoruz.

Bu nedenle gelecek bizim için henüz gerçekleşmemiş olasılıklar alanı gibi görünür.

Olasılıksız bu sınırı kırmaya çalışır: David geleceğin ihtimallerini görmeye başladığında normal insanın zamana bakışının dışına çıkmış olur.

İbnü’l-Arabî'nin düşüncesinde ise “her an yeni bir yaratılış / tecelli” fikri önemlidir. Bu nedenle onun sistemi basitçe “her şey mekanik olarak önceden belirlenmiştir, film şeridi gibi oynuyor” şeklinde okunmamalıdır.

Bence iki düşünceyi buluşturan en güzel soru şu olur: 

“Bizim olasılık dediğimiz şey gerçekten evrendeki belirsizlik midir, yoksa yalnızca bizim geleceği bilmeyişimizin adı mıdır?”

Olasılıksız bunu bilimkurgu ve matematik üzerinden soruyor. İbnü’l-Arabî ise aynı probleme oldukça farklı bir metafizik pencereden yaklaşmamızı sağlayabilir.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siemens Sinamics Sürücü F7902 ve F7900 Arıza Vaka Analizi

Solfeggio Frekansları – Solfeggio Skalası ve Anlamları

1984 - George Orwell - “Orwell Haklı mıydı? 1984’ün Günümüzdeki Yansımaları”