Son Taşı Taşıyan Adam: Hayatın Anlamsızlığına Rağmen Yaşamak
Albert Camus'nün Sisifos Söyleni'nden esinlenen özgün bir hikâye.
“İnsanın en büyük trajedisi, aynı hayatı tekrar tekrar yaşaması değil; bir gün farklı olacağına inanarak bugünü hiç yaşamamasıdır.”
1. Her Sabah Aynı Dağa Çıkan Adam
Bir adam vardı.
Her sabah güneş doğmadan uyanır, evinin önündeki büyük taşı sırtına alır ve dağın zirvesine doğru yürümeye başlardı.
Taş ağırdı.
Yol uzundu.
Dağın zirvesine ulaştığında ise taş elinden kayar, aşağıya yuvarlanırdı.
Adam arkasından bakar, derin bir nefes alır ve aşağıya inerek taşı yeniden sırtına yüklerdi.
Bu, yıllardır böyle devam ediyordu.
Köylüler ona acıyordu.
Bazıları onun deli olduğunu düşünüyordu.
Bazılarıysa bir gün taşı zirvede tutmayı başaracağına inanıyordu.
Fakat kimse adama neden taşıdığını sormamıştı.
Bir gün köyden geçen yaşlı bir yolcu, adamın yanına yaklaştı.
— Neden bu taşı taşıyorsun?
Adam cevap verdi:
— Çünkü zirveye çıkarmam gerekiyor.
— Peki, zirveye çıkardığında ne olacak?
Adam sustu.
Hayatında ilk kez bu soruyla karşılaşmıştı.
Çünkü yıllardır taşı nasıl taşıyacağını düşünmüş, fakat neden taşıdığını hiç sorgulamamıştı.
2. Zirvenin Ardındaki Boşluk
Ertesi sabah adam yine uyandı.
Taşı sırtına aldı.
Yürümeye başladı.
Fakat bu kez zihninde bir soru vardı:
Ya bütün bunların hiçbir anlamı yoksa?
Yıllarca zirveye ulaşmanın kendisini mutlu edeceğine inanmıştı.
Taşı oraya çıkarabilirse dinlenecekti.
Artık yorulmayacaktı.
Hayat nihayet başlayacaktı.
Fakat sonra fark etti:
Hayatını hep gelecekte yaşayacağı bir mutluluğa adamıştı.
Çocukken büyümeyi beklemişti.
Gençken para kazanmayı.
Para kazanınca daha fazlasını.
Bir ev sahibi olunca huzuru.
Huzuru bulamayınca başka bir hedefi.
Her hedef yeni bir zirveye dönüşmüştü.
Ve her zirvenin ardında başka bir dağ vardı.
Adam birden durdu.
Belki de sorun taşın sürekli aşağıya yuvarlanması değildi. Sorun, mutluluğun yalnızca zirvede bulunabileceğine inanmasıydı.
3. Tanrıların Sessizliği
Adam gökyüzüne baktı.
— Neden? diye bağırdı.
Dağlar sessizdi.
— Bunca yıl neden uğraştım?
Rüzgâr esti.
— Bana bir cevap verin!
Fakat evren cevap vermedi.
İşte o anda adam, hayatının en ürkütücü gerçeğiyle karşılaştı.
Evrenin ona bir açıklama borcu yoktu.
Güneş onun için doğmuyordu.
Yağmur onun acılarını dindirmek için yağmıyordu.
Dağ, onun başarısını beklemiyordu.
Taşın ise hiçbir amacı yoktu.
Taş yalnızca taştı.
Adam ilk kez dünyanın kendi hikâyesinin etrafında dönmediğini anladı.
Ve bu düşünce onu önce korkuttu.
Çünkü insan, acı çektiğinde bile acısının bir anlamı olmasını ister.
Bir gün bütün çabalarının ödüllendirileceğine inanmak ister.
Adaletin mutlaka gerçekleşeceğini, iyiliğin karşılık bulacağını, hayatın görünmez bir düzen içerisinde ilerlediğini düşünmek ister.
Fakat ya böyle bir garanti yoksa?
Ya hayat, insanın anlam arayışına karşı sessiz kalıyorsa?
4. Başkaldırının Başladığı Yer
Adam taşın yanına oturdu.
İlk kez acele etmiyordu.
Güneşin doğuşunu izledi.
Dağın yamacındaki çiçekleri fark etti.
Uzaklardan gelen kuş seslerini dinledi.
Yıllardır aynı yoldan geçmişti ama bu manzarayı hiç görmemişti.
Çünkü gözleri hep zirvedeydi.
Oysa hayat, zirveye giden yol boyunca da yaşanıyordu.
Yaşlı yolcunun sözlerini hatırladı.
— Neden taşıyorsun?
Adam kendi kendine cevap verdi:
— Bilmiyorum.
Sonra gülümsedi.
Bu cevap onu eskisi kadar korkutmuyordu.
Çünkü bilmemek, her zaman yenilmek demek değildi.
Bazen insanın özgürlüğü, kendisine verilmiş cevapları sorgulamaya başladığı anda ortaya çıkardı.
Adam ayağa kalktı.
Taşı yeniden kaldırdı.
Ama bu kez farklı bir şey vardı.
Taş hafiflememişti.
Dağ küçülmemişti.
Kader değişmemişti.
Değişen, adamın kendi kaderi karşısındaki tutumuydu.
5. Son Taş
Aradan yıllar geçti.
Adam yaşlandı.
Saçları beyazladı.
Elleri nasır tuttu.
Bir sabah yine dağa çıktı.
Zirveye yaklaşırken taş elinden kaydı.
Büyük bir gürültüyle aşağıya yuvarlandı.
Adam arkasından baktı.
Eskiden olsa öfkelenirdi.
Gökyüzüne küfrederdi.
Kaderine lanet ederdi.
Bu kez yalnızca güldü.
Çünkü taşın düşeceğini biliyordu.
Yarın yeniden taşıyacağını da.
Fakat artık yaşamını, taşın bir gün düşmeyeceği umuduna bağlamıyordu.
Bir süre zirvede oturdu.
Güneş batıyordu.
Aşağıdaki köyün ışıkları yanmaya başlamıştı.
Adam kendi kendine şöyle dedi:
— Bunca yıl taşı zirveye çıkarmaya çalıştım. Oysa yaşadığım bütün hayat, onu taşırken geçti.
Sonra ayağa kalktı.
Yavaşça aşağıya inmeye başladı.
Taş oradaydı.
Dağ oradaydı.
Yarın yine aynı mücadele başlayacaktı.
Ama adam artık kendisini yenilmiş hissetmiyordu.
Çünkü bir şeyi anlamıştı:
Hayatın mutlaka büyük bir anlam taşıması gerekmiyordu. Yaşamaya devam etmek, sevmek, görmek ve hissetmek de başlı başına değerli olabilirdi.
Fransız düşünür Albert Camus, 1942 yılında yayımlanan Sisifos Söyleni adlı felsefi denemesinde insanın varoluşuna ilişkin temel bir problem ortaya koyar:
İnsan anlam arayan bir varlıktır; fakat evren bu arayışa kesin bir cevap vermez.
Camus bu karşılaşmayı absürd kavramıyla açıklar.
Absürd, yalnızca hayatın anlamsız olduğunu söylemek değildir.
İnsanın anlam ve açıklık ihtiyacıyla dünyanın sessizliği arasındaki çatışmadır.
Sisifos neden önemlidir?
Yunan mitolojisinde Sisifos, tanrılar tarafından devasa bir kayayı dağın zirvesine çıkarmaya mahkûm edilir.
Ancak kaya her defasında aşağıya yuvarlanır.
Sisifos'un cezası, sonu gelmeyen ve görünürde sonuçsuz bir çabadır.
Camus ise bu hikâyede farklı bir ihtimal görür.
Sisifos kaderinin farkındadır.
Ne yaptığını bilir.
Çabasının nihai bir başarıya ulaşmayacağını da bilir.
Buna rağmen mücadelesini sürdürür.
Camus'nün yaklaşımında insanın başkaldırısı, kaderinin bütün koşullarını değiştirebilmesinden değil, o koşullar karşısında bilinçli bir tutum geliştirebilmesinden doğar.
Bu nedenle Camus, eserinin sonunda Sisifos'u mutlu tasavvur etmemiz gerektiğini söyler.
Modern insanın taşı nedir?
Bugün çoğumuz gerçek anlamda bir kayayı dağın tepesine çıkarmıyoruz.
Fakat kendi taşlarımızı taşıyoruz.
Sabah uyanıyoruz.
İşe gidiyoruz.
Sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz.
Para kazanıyoruz.
Hedefler belirliyoruz.
Akşam eve dönüyoruz.
Ve ertesi gün yeniden başlıyoruz.
Bazen bütün bunların nedenini sorguluyoruz.
Camus'nün felsefesini önemli kılan, bu tekrarların mutlaka değersiz olduğunu söylememesidir.
Aksine, hayatın önceden belirlenmiş bir anlamı olmasa bile insanın kendi yaşamını bilinçli biçimde sürdürebileceğini savunur.
Burada önemli bir ayrım vardır: Camus'nün başkaldırısı, yalnızca mevcut koşullara razı olmak değildir. Gerçeği inkâr etmeden yaşamayı ve mümkün olan yerde değişim için mücadele etmeyi de içerir.
Hikâyeden Çıkarılabilecek Beş Ders
Kavram | Felsefi karşılığı |
|---|---|
Taş | Tekrarlanan sorumluluklarımız ve mücadelelerimiz |
Dağ | Ulaşmak istediğimiz hedefler |
Taşın düşmesi | Başarısızlık, belirsizlik ve hayatın sınırları |
Yeniden başlamak | Bilinçli başkaldırı ve kararlılık |
Yolun farkına varmak | Yaşamın değerini yalnızca sonuçlarda aramamak |
Sonuç: Belki de Mutluluk Zirvede Değildir
İnsan hayatının büyük bir bölümünü bir şeylere ulaşmaya çalışarak geçirir.
Daha iyi bir iş.
Daha yüksek bir gelir.
Daha güzel bir ev.
Daha başarılı bir gelecek.
Ve çoğu zaman şu cümleyi kurar:
“Şunu da başarınca mutlu olacağım.”
Fakat insanın hayatı, sürekli ertelenen bir mutluluğun bekleme odasına dönüşebilir.
Camus'nün Sisifos üzerinden hatırlattığı düşünce, bütün hedeflerimizden vazgeçmemiz gerektiği değildir.
Hayatın değerini yalnızca hedeflerimize ulaştığımız anlara bağlamamamız gerektiğidir.
Çünkü bazen taş zirveye ulaşmaz.
Bazen bütün çabalarımıza rağmen hayat istediğimiz gibi ilerlemez.
Ama bu, yaşadığımız her şeyin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Belki de özgürlük, taşın bir daha düşmeyeceğine inanmak değil; düşeceğini bilerek kendi hayatını yaşamaya devam edebilmektir.
Ve belki de insanın en büyük zaferi, dünyayı bütünüyle anlamlandırması değil, bütün belirsizliğine rağmen yaşamı sevebilmesidir.
Not: “Son Taşı Taşıyan Adam” Camus'nün eserinden esinlenerek yazılmış özgün bir kurgu olup, Camus'nün gerçek bir hikâyesi veya doğrudan alıntısı değildir.


Yorumlar
Yorum Gönder